1966 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’nde okurken şubat tatili nedeniyle köye gelmiştim. Değerli dostlarımdan Hafız Mustafa Çorbacı ve rahmetli Osman Yağcı bir gün evime geldiler; bana: “bütün köylerde kalkınma faaliyeti başladı, bizim köyde herhangi bir canlılık yoktur, köyün yönetim kurulu da bu konuda yeterince hizmet verememektedir, çok acil olarak yola ihtiyacımız vardır. Geçenlerde muhtar yolun Yağmurlu Mahallesi’nden başlamak üzere etüdünü yaptırmak için mühendisi getirdi, yer sahipleri yeri vermediler, mühendis de muhtardan yol istemediğine dair kağıt istedi, muhtar da verdi, Mustafa parlak ile Canca Mehmet daireye gittiler, 250 Lira masraf ettiler ve kağıdı aldılar. Eğer bir dernek kurulursa biz dernekte görev alırız ve köyümüzü yola kavuştururuz.” dediler. Ben de arkadaşlarımın isteği üzerine 33 gün çalışarak ’Topluca Köyü Kalkınma Derneği’ adı altında bir derneğin kurulmasına önderlik yaptım; kendim başkan, rahmetli Osman Yağcı başkan yardımcısı ve Mustafa Çorbacı da muhasip olarak dernekte görev aldık. Derneğimiz, köyün toplumsal ve kültürel kalkınmasına hizmet amacıyla kurulmuştur. Köy Yönetim Kurulu’na hiçbir zaman rakip olmamıştır. Bütün dünyada hatta Türkiye’nin doğusunda en gelişmemiş yörelerde bile insanlar hayvanların sırtından geçinirken bizim yöremizde hayvanlar insanların sırtından geçinmektedir
Yolun yapılması için dernek başkanı ile birlikte köy muhtarının da dilekçesine ihtiyacımız oldu. Dönemin muhtarı merhum Halit Aydın kendisi ile yol konusunda görüştüğümüzde bana: “ Ben yolun yapılması için YSE İl Müdürlüğü’ne başvuruda bulundum, mühendis geldi Yağmurlu Mahallesi’nden etüde başladı, Elmacık Mahallesi’ne Osman Bergel ile Rasim Bergel’in tarlasına geldiğimizde yer sahipleri arazi vermeyeceklerini bana ve mühendise söylediler, fiilen engel olmaya çalıştılar, mühendis de: ‘ muhtar, ben her zaman gelemem, ya bu adamları susturursun etüde yaparım veyahut da yol istemiyorum diyerek bana yazı verirsin.’ dedi. Ben vatandaşları ikna edemedim, mühendise yol istemediğime dair yazıyı verdim. Çamlıhemşin tarafı yol yapmak mümkün değildir, Dikkaya tarafı da yol yapmak mümkün değildir. Nitekim 1952 yılında yol yapmaya başlamıştık, 1 hafta çalıştık köyde huzursuzluk başladı, nahiye müdürü geldi, 8 kişinin: ‘ yol istemiyoruz, arazi de vermiyoruz.’ demeleri üzerine yol yapımından vazgeçtim.” dedi. Yanından ayrıldım. Daha sonra köyde bir toplantı yapıldı. Babam Alican Hacıoğlu, muhtarın evine gitti ve muhtara: “ Ya köye gelir dernekle birlikte çalışırsın veyahut da köy mührünü verirsin” dedi. Bunun üzerine merhum muhtar Halit Aydın mührü babama verdi. Köyde Mustafa Parlak’ın odasında 30 kişi civarında toplantı yapıldı, mühür ortaya kondu, köylünün tamamı muhtarlık mührünün babamda kalmasını istediler. Babam da, “ Ben çocuk okutuyorum, görebildiğim kadarıyla en uygun aday Reşat Yağcı veya Mustafa Parlak’tır, kendi aranızda anlaşın. Biri muhtar diğeri de baş aza olsun” dedi. Bunun üzerine Mustafa Parlak, Reşat Yağcı’nın muhtar olmasının daha uygun olacağını söyledi ve mühür Reşat Yağcı’ya verildi. 3 ay birlikte çalıştık, 3 ay sonra merhum Halit Aydın, Kaymakamlığa giderek istifa dilekçesini verdi. Dilekçe kabul edildi.
Köyün medresesinde, dernek ve köy yönetim kurulu olarak birlikte toplantı yaptık hatırladığım kadarıyla 97 kişi civarında köylü hazır bulunuyordu. Ben yolun Dikkaya, Yağmurlu veya Çamlıhemşin tarafından yapılmasını oya sundum. 70 civarında Toplucalı, yolun Dikkaya tarafından, 20 civarında kişi de Yağmurlu (Maden Köprüsü) tarafından, 7-8 kişi de şu anda mevcut olan Çamlıhemşin-Topluca güzergahı üzerinden yapılmasını talep etti. 1952 yılında Madenci Hafız madeni işletirken yol sorunu ortaya çıktı. Hafız bir gün Köy Muhtarı amcam Ahmet Kıran’a: “ben bu köyde maden çıkarıyorum, madeni kamyonla nakletmem lazım, bana yardımcı ol, ben köye yol yapmak istiyorum, yalnız, müteahhit olarak bu yolu yapmaya gücüm yetmiyor, herkes benden arazi parasını isterse altından kalkamam, köy yoludur diye köylü bir hafta çalışsın ve ben de dozeri getireyim, yolu yapayım” dedi.
Dikkaya tarafında yolun yapımına ve yer yer yolda genişletmelere başlandı. Bundan sonra köyde huzursuzluk başladı. Hazreti Musa’nın, Hazreti Muhammed’in, Hazreti Ebubekir’in, Hazreti Ali’nin karşısına dikilen Firavun’un, Ebu Süfyan’ın, Ebu Leheb’in ve Muaviye’nin var olduğu gibi bizim köyümüzde de benzerlerinin var olduklarını gördüm. İslam Dini’ne göre zannın çoğunun haram olmasına rağmen köyde, medrese ve camide, ‘köy muhtarı ve müteahhit ve komşu köylerden para almış olabilir, o bakımdan biz bu yolun yapılmasına engel olalım’ görüşü ortaya atıldı. Öncelikle çalışma durduruldu. Müteahhit, Pazar Kaymakamlığı’na başvuruda bulundu. Henüz nahiye olan Ardeşen’den Nahiye Müdürü görevlendirildi, köyün camisinde toplantı yapıldı. Nahiye Müdürü köylüden bir miktar işgücü ve yolun geçeceği yerlerden para istenmemesi konularında yardım istedi, aleyhte 8 kişi arka arkaya söz aldı, bu yolun köy için faydalı olmayacağını, yol istemediklerini, muhtarın ve müteahhidin çıkarına olacağını söylediler ve hayır oyu kullandılar. Bu nedenlerle yolun yapımı durduruldu. Yol yapılmayınca müteahhit de Maden Köprüsü’nü yaptı ve Maden Köprüsü’nün yanından dozeri geçirerek yol yapmadan madenin bulunduğu ocağa kadar dozeri çıkardı. Madenci kendi hizmetini yaptı, şu anda oğlu Ahmet Bey de Topluca Köyü’nden olup üniversitede okuyan her gence burs vermektedir. İşin üzücü yanı, yolun yapılmasına engel olan 8 kişiden 6 kişinin de namaz kılmaya devam etmesi ve bu olumsuz kararın köy camisinde alınmış olmasıdır. Yani Tanrı’nın evinde, Tanrı’nın İlkelerine aykırı olarak karar alınmasıdır. Köy Kalkınma Derneği Yönetim Kurulu olarak neden yolun halen bulunduğu Çamlıhemşin tarafından yapılmasını istedik? Gerekçeleri şöyle sıralayabiliriz:
1- O dönemde nüfusun p’i Türkçe konuşmayı bilmiyordu. Devlet Çamlıhemşin’dedir. Halkla devlet arasındaki iletişim sonucu kültür seviyesinin yükseleceğine inandık. 2- Ekonomik çıkarımız Çamlıhemşin’dedir. Her Toplucalı Çamlıhemşin’in merkezinde ve köylerinde hemen hemen her mevsimde çeşitli işler bulabilmektedir. 3- Çamlıhemşin’de mevcut olan Kuran Kursu’nda görev alarak mevcut olan Orta Okul’dan ve Lise’den en üst düzeyde istifade etmeyi hedefledik. Düzgün bir yaya yolu olduğu takdirde, motorlu araç çalışmasa dahi öğrencilerimiz okula gidebileceklerdi. Böylece diğer köylere oranla eğitimde en üst seviyeyi yakalamış olmayı amaçladık. 4- Devlet Çamlıhemşin’dedir. Yolun o taraftan yapılması halinde Devlet’ten ve Hemşin Halkı’ndan maddi ve manevi destek alınacağını düşünülmüştür. 5- Dikkaya Köyü ile olan dava bitmişti, her an tekrar açılabilecek durumda idi. Aşağıdurak ile olan dava devam ediyordu. Yolun Dikkaya tarafında yapılması köyün ilçeden kopması anlamına gelecekti. O dönemde diğer köyler gibi Ardeşen’e bağlanma fikri ortaya çıkmıştı. Bu durumda Ardeşen Kaymakamlığı tarafından fevkalade ezilecektik. Bu fikre karşı çıkmak istedik ve başarılı olduk. 6- Köy yolunun Dikkaya Köyü yönünde yapılması durumunda köylü, altından kalkamayacağı ağır bir yükün altına sokulmuş olacaktı. 7- Yukarkidere yolu yapılırken yol İsina Tepesi’ne çıkardık. Aslında bu yolun Namandreni’nni üstünden Didiruba’dan Zito’ya uzanan düz bir hat üzerinde yapılması coğrafi olarak daha uygun olurdu; ormanla olan işleri de hallederdim. Fakat bu sefer de Çayırüzü Köyü’nün çayırlık ve eğreltiliklerinden geçmek zorunda kalacağımızdan, yayla yoluna mukabil olarak bize izin vereceklerdi; bu nedenle bu fikre sıcak bakmadım.
Zira, yol yapımı devam ederken Seferoğluların arazisinden rahatlıkla geçecektik, Kaptanlar’ın çay tarlasına dayanınca bize ‘yayla yolunu ortak yaparsak yol veririz’ diyeceklerdi. O günün şartlarına göre mahkeme kararı çok aleyhimize olduğundan anlaşmak mümkün olmayacaktı. Ama bu problemi görmeden, bilhassa bu problemin çözülmesini istemeyenlerle yapılan oylamada p’i yolun o taraftan açılmasını istemişlerdir. Dernek olarak Köyler arasında savaşın körüklenmesini uygun görmediğimizden, yapımı çok ağır ama uzun sürede köyün çıkarlarına daha uygun düşeceğine inandığımızdan köy adına taviz vermedik, köyün onuru ile kimseyi oynatmadık, köylüyü kimseye muhtaç etmedik. O dönemde yol yapılırken devletin katkısı sadece iş makinesini vermek, personeli görevlendirmekti. Yapımda kullanılacak mazot, benzin, oto yağı, iş gücü tamamıyla yolu talep eden dernek ve köye ait bulunmaktaydı. Devletin bu konuda hiçbir katkısı bulunmamaktaydı. Çamlıhemşin’de mevcut olan Topluca Köprüsü’nü yapım programına aldırırken, 1967 yılının Şubat Ayı’nda, YSE( Yol-Su-Elektrik) Genel Müdürlüğü’nde mevcut olan Köprüler Dairesi Başkanı bana: “ Beyefendi, köylü olarak siz hiçbir katkıda bulunmuyorsunuz, ben de sizin köprünüzü yapamam. Örneğin Trabzon’un Of İlçe’sinde bir köprü yapılması için 130.000 Lira keşif yapıldı, vatandaşlar kendi aralarında 80.000 Lira topladılar, benden 50.000 Lira istiyorlar, buna rağmen ben bu parayı onlara veremedim. Siz benden 440.000 Lira istiyorsunuz ve hiç katkıda bulunmuyorsunuz. Projeye göre köprünüzün uzunluğu 44 metredir. Metresi 10.000 Lira’dır, toplam 440.000 Lira parayı benden istemiş oluyorsun halbuki benim bu yıl kullanacağım para 30 Milyon Lira’dır. 15 Milyon Lira geçen sene emanet olarak alınan paradan dolayı Karayolları’na bor***uz vardır ödenecek, 5 Milyon Lira da geçen sene yapılan köprüler tahminlerin üstünde mal olmuş, yapılan köprülerden dolayı bor***uz vardır. Benim elimde 40.000 köye hizmet götürmek için 10 Milyon lira para bulunmaktadır. Bir köy için benden bu paradan 440.000 Lira istiyorsun, senin isteğini yerine getirirsem ben 1 yılda 11 köye hizmet götürebilirim, bu mümkün değildir. “ dedi. Dönemin Genel Müdürü Sayın Mehmet Gölhan’ın ısrarı üzerine bana:” hiç olmazsa bu parayı bir köye vermeyelim, istifade edecek başka köyler varsa onları da yazın, ve derhal valinin yazısını bana elden getirin” dedi. Aynı akşam otobüsle Çamlıhemşin’e geldim. Belediye Başkanımız’a durumu anlattım. O da, buu köprünün yapılması durumunda İlçesi’nin de istifade edeceğini; Mikron, Kavak, Sırt, Örenkit, Çayırdüzü ve Topluca Köyleri olmak üzere 6 köyün istifade edeceğini ifade eden yazıyı yazdı; Vali Bey onayladı. Bu yazıyı elden bakanlığa götürdüm. Köprü için o yıl sadece 75.000 Lira ödenek çıktı ve köprü ihale oldu. Orta ayak ilk yılda tamamlandı.
Geri kalan kısım ise 1968 yılında müteahhit tarafından tamamlandı ve köprü aynı yıl hizmete açıldı. 1967 tarihinde Çamlıhemşin Topluca Köy Yolu programa alındı. 1966 yılında köyün altında Orenkit Köprüsü’nün üstüne kadar etüd yapıldı. Yaptığım harici araştırmada Kadıköylüler’in bize yol vermeyeceklerini öğrendim. Eğer yol talep eder ve yer sahipleri tarafından verilmez ise yolu açmamız mümkün olmazdı. Çünkü Kadıköy Köprübaşı ve Murat Köyleri’nde cinayetle sonuçlanan kan davaları vardı. İnsanlar birbirlerine karşı güvenlerini yitirmişlerdi. Bu nedenle onlara sormadan güzergahı açmaya mecbur kaldık. Açma sırasında yetkililer bana ‘açmadan önce istemiş olsaydın verecektik, bize sormadan geçiyorsun, şimdi vermiyoruz, geçebiliyorsan geç’ derler ise; ‘ ben size güvendim, hepinizden ayrı ayrı istersem bölgenin huzursuzluğu nedeniyle bana vermeyebilirdiniz halbuki bu yol aynen sizin köyünüzün üstünden geçecek, Elmalık Mahallesine gittikten sonra köye ulaşacak sizi sıkıntıya sokmamak için sorma gereğini duymadım’ diye cevap verecektim. Nitekim köprünün üstündeki tepeye gidene kadar silahlı olarak karşımıza çıktılar. Bir yıl ara verdik ve yolun Çamlıhemşin’den başlayarak Topluca Köyü’ne doğru etüdünü yaptırdım. Çamlıhemşin’de başladık, patika yolunun güzergahını açtık. Hemşin toprağını geçinceye kadar komşularımızla iyi geçindik. Kaymakam Zihni Gürsoy bana: “Köylüyü bu kadar konuşturmayalım, geçeceğin yer ormandır, ben onları men edeyim, araziyi ormana teslim edeyim, sen de rahat bir şekilde geçersin’” deyince ben de: “Devletin görüşü doğrudur, ne var ki, köylerimizde kan davaları vardır, orman dahi olsa vatandaş zilyettir, devlet gücü ile oradan geçmemiz şık bir davranış olmaz, köyler arasında derin düşmanlıkların doğmasına neden olabilir” dedim. Sevgi ve ikna yolunu seçtim; 1 yıl sonra da komşularımızı ikna ettik. 18 ay kompresör, 14 ay dozer çalışmak suretiyle 28 ay içinde Topluca Köyü Yolu ulaşıma açıldı.
Yol çalışmaları sırasında 18 ton civarında dinamit harcanmıştır. Bunun 16 tonu Karayolları Bölge Müdürlükleri’nde bakan düzeyinde yapılan talep uyarınca emanet olarak verilmiştir, aksi halde bu yükün altında kalkmamız mümkün olamazdı. Köy Kalkınma Derneği’nin hedefi, Çamlıhemşin’den başlayan yolu 50 km. seyrederek Eğrisu Yaylası’na ve oradan da Büyük Yayla’ya kavuşturmaktı. Köy Yönetim Kurulu’nun görevi sadece Köy Kanunu’nun kendisine verdiği yetkiye dayanarak doğan çocukları yazmak, ölüleri kayıtlardan silmek, fakirlik il muhaberi vermek, asker kaçaklarını askerlik dairesine bildirmek gibi sorumlulukları yerine getirmektir. Alt yapı çalışmaları hakkında pasif kalmıştır. Dernek bu amaçla kurulmuştur. Köy yönetimi ile birlikte çalışarak köylüye hizmet götürmeyi amaçladık. Köy Yönetimi modern yönetim ilkeleri ile uyum sağlayamamıştır. Örneğin bugüne kadar görevden ayrılan yönetim, göreve yeni gelen yönetime devrettiği belgelerin, devrettiği alacak ve borcun net ve ayrıntılı bir biçimde hesabını vermemektedir. Karşılıklı güvene dayanan bir ilişki ve bu uygulama uzun yıllardan beri devam etmektedir. Ne var ki, arzu ettiğimiz düzeyde hizmeti gerçekleştiremedik. Zira, Köy Yönetimi’nde kuruluşundan beri mevcut olan hastalıklar aynen devam ediyor. Bu hastalıkları şöyle özetleyebilirim:
1- Akrabaya bağlılık zihniyetinin devam etmesi: Bu anlayış, içinde bulunduğu toplumların gelişmesine engel olmaktadır. Bu anlayış, İslam’dan önceki Arap aşiretlerinin anlayışıdır. İslamiyet’te ve milliyetçilikte halk kavramı vardır. Nitekim İslam dini: ‘Müminler kardeştir,aralarındaki kötülükleri hallediniz, Allah’tan korkun, belki rahmete erişirsiniz’ ilkesini ortaya koyarak İslam kardeşliğinin kan kardeşliği esasına değil, iman kardeşliği esasına dayandığını, çağlar boyu devam eden kan kardeşliğinin ortadan kaldırıldığını ilan etmiştir. İslamiyet gerçek anlamda bizim köye girmediği için halen bu ilke ihlal edilerek aşiret anlayışı kısmen devam ettirilmektedir.
2- Hizmeti yürütme görevinin, o işi yapmaya yetkili ve bilgili kişilere verilmemesi: Bu durum yine akrabacılık anlayışının bir sonucudur ve İslamiyet’ten önceki aşiret anlayışının sonucudur. İslam, bu ilkeyi de yerle bir etmiştir. Buna rağmen bizde halen kısmen devam etmektedir. ‘ Doğrusu, Allah size işleri ehil olana vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hüküm vermenizi emreder. ‘ ( Maide Suresi ayet:58) ‘ Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz eğer Allah’a ve kıyamet gününe de inanıyorsanız onu Allah’a ve elçisine götürün. En iyisi budur ve sonuç bakımından en güzel olanı da budur.’ (Maide Suresi Ayet:59) Kuran’ın bu açık hükümlerine göre işlem yapılması gerekirken İslam hukukuna aykırı bir biçimde uygulamanın yapıldığını görmek fevkalade üzüntü vericidir.
3- Düşünüş ve davranış biçimi İslam’a uygun değildir: Herhangi bir olayı yorumlarken, oluşumları değerlendirirken olaya menfi açıdan bakıyoruz. Nitekim peygamberimiz : “Yarabbim bana olayları olduğu gibi doğru göster” biçiminde dua etmiştir. Bir peygamberin dahi duaya ihtiyacı varsa durumumuzu değerlendirmek daha da kolaylaşır. İnsanlarda mevcut olan nefs insanın varlığı ‘Olduğu gibi’ görmesini engellemekte ve onu insan hırs ve güdülerinin gözlüğünden seyrettirmektedir. Kuran buna:” Nefsin kötü ve çirkin ile emretme karakteri” olarak ifade etmektedir. Peygamberimiz duasında şöyle diyor:” Allahım beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimin eline bırakma”. İslam, güzel olan insanın güzel düşünmesini, güzel görmesini, güzel davranmasını istemektedir. Nitekim Kasas Suresi’nin 77. Ayeti’nde: “İhsan üzere düşün ve davran, tıpkı Allah’ın sana ihsan üzere davrandığı gibi” yolunda evrensel kural yer almaktadır. İslam, inanan kişiden güzel görmesini, güzel düşünmesini ve güzel davranışlarda bulunmasını emretmektedir. En geniş anlamı ile bu bir insandır. Buna rağmen hizmet üretirken istemeyerek dahi olsa, insan yaratılışının gereği olarak nefsin kötü ve çirkin ile emretme karakterinin bir sonucu olarak iyi düşünülmemekte, bu durum da hizmet yapan insanların moralini bozmaktadır. 1966 yılından 2004 yılına kadar yolumuzun programa alınması bakanlığın yetkisindeydi. 2004 tarihinden itibaren bu yetki valilere devredildi. Devlet, arka plana çekildi, yöresel politika ve çıkar ilişkileri ön sıraya geldi. 1986 ve 1992 tarihli master planında Topluca Köyü’nün Eğrisu Yaylası’na giden yolu tespit edilmiştir. Buna rağmen 2004 yılından sonra görev başında bulunan valiler, maalesef köylünün ihtiyacını ve özlemini arka plana iterek yöresel politikacıların çıkar ilişkileri içindeki davranışlarına göre tutum izlemeye başlamışlardır. Halen görevde bulunan Valimizi tenzih etmekle birlikte, önceki 6 yıllık uygulama bunun en açık ve çıplak biçimini göstermiştir. Köylünün hak ettiği yolun yapılmaması en basit anlamıyla zulümdür. Çağımızın ayıbı olan insanların yük taşımaya mecbur bırakılması, insan hakları ihlal suçudur. Bu suçu yöremizde kimin veya kimlerin işlediğini köylümüz bilmektedir. İslam’ın bu konudaki ayetlerini sıralamakla olayın vehametini belirtmek istiyoruz. 1- Biz de zulmedenlere, doğru yoldan çıkmalarından dolayı gökten bir dert indirdik(Bakara 2.59) 2- Haksızlık yapanlardan yana olmayın, yoksa ateş size de dokunur. Allah’a karşı hiçbir dostunuz bulunmaz, sonra yardım da göremezsiniz(Hud 113) 3- Zulme karşı savaş sadece zulme muhatap olanların hakkı değil, insanlık borcu olan bütün onur sahibi insanların görevidir (Nisa 2.75) 4- İnsanlara zulmedenlere her türlü karşı çıkış serbesttir.(Şura 42) 5- Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur. 6- İnananlar ve inançlarına bir zulüm karıştırmayanlar, işte onlara güven vardır ve onlar doğru yoldadırlar.(Enam 82)
6 yıldan bu yana zulüm görmekteyiz. Bu ortamın oluşmasında bizim hiç mi hatamız yoktur? Bu konudaki ayetleri de kısmen şöyle sıralayabilirim: 1- Sana gelen her iyilik Allah’tandır, sana dokunan her fenalık, kötülük ve çirkinlik senin kendi nefsindendir.(Nisa 79) 2- Kendi kazandıkları, kendi gönüllerinin üstünü kaplayıp karartmıştır.(Mutaffifin 14) 3- Onlardan her kişi için kötülük olarak kendi kazandığı vardır.(Nur 14) Bu ayetleri incelediğimizde kötülük ve çirkinliğin insan elinin ürünü olduğu anlaşılmaktadır. Yaratıcı tarafından da kısmen silinmektedir. ‘ Size dokunan kötülüklerin hepsi kendi ellerinizin ürünüdür. Bunların çoğu da Allah tarafından silinmektedir.(Şura 30) ‘ Kazandıkları yüzünden onları yok edebilir, fakat o bunların çoğunu bağışlıyor.(Şura 34) ‘ Eğer Allah insanları kendi ellerinin ürünü olan sonuçlara bakarak hesaba çekseydi yeryüzünde bir tek canlı kalmazdı’ (Fatır 45) Bu ayetlerin yorumunu yaptığımızda, zulüm ve kötülüklerin insan elinin ürünü olduğu anlaşılmaktadır. Zalimle oturup sohbet etmek cehennem ateşinin dokunmasına neden olmakta iken memleketimizde uygulama hiç de öyle değildir. Enam Suresi’nin 82. ayetinde:”İnanlar ve inançlarına bir zulüm karıştırmayanlar, işte onlara güven vardır ve onlar doğru yoldadırlar.” temel görüşü yer almaktadır. Bu ayete göre bir insanın Tanrı katında imanını kurtarabilmesi için o imana herhangi bir zulüm kavramının bulaşmaması gerekir. Zulüme bulaşan iman, sahibini kurtaramaz. Nisa Suresi’nin 7. ayetinde: “ Ana babanın ve akrabaların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana babanın ve akrabaların bıraktıklarında kadınlara da bir pay vardır. Bunlar az veya çok belirli bir hissedir.” Erkeğin eve, üretime katılmadan önce ve kadın evlenirken Mehir adı altında yüklü miktarda malı gelin gittiği aileye götürdüğü halde, kadınla miras konusunda eşit olmasına rağmen ve İslam 1435 yıl önce ilan edilmiş, kuralları da oturtulmuş olmasına rağmen halen bu temel ve emredici ilke’nin (Farz) uygulanmadığını ve uygulamayanların da Hac yollarında merhamet dilendiklerini görmek fevkalade üzüntü vericidir. Dernek olarak amacımız hukuk devletini ve Kuran-ı Kerim’de mevcut olan peygamberimiz uygulaması ile yerleştirilmiş olan ilkeleri köyümüzde hayata geçirmektir. İslam’dan önce mevcut olan Türk ve Arap örf ve adetlerinin İslam’a aykırı olan kısımlarını yaşam alanlarından çıkarmaktır. Türkiye ***huriyeti bir hukuk devletidir, haklar ve borçlar yasalarla tespit edilmiştir. Türkiye ***huriyeti vatandaşları ve Topluca Köylüleri olarak uğradığımız haksızlıklara karşı yasal yollarla hakkımıza kavuşmalıyız. Önemli olan toplumda huzur barış ve güvenliğin sağlanmasıdır.
Koşullar ne olursa olsun komşu köyler arasında barış, kardeşlik ve huzurun sağlanmasının, ortak turizm projelerinin üretilmesinin, ekonomik bağların güçlendirilmesinin bölgemizin çıkarına olacağını düşünmekteyiz. Köylerde yönetim kurulları, köy kalkınma dernekleri mevcuttur. Bu kurumların birlikte çalışarak kalkınma projelerini üretmekte yarar görmekteyiz.
YAŞAR HACIOĞLU Emekli ***huriyet Savcisi
Yayına Veren : Bedirhan Hoca
"TOPLUCA KÖYÜ SORUNLARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ" | Giriş Yap/Kayıt Ol | 1 Yorum
Buraya eklenen yorumlardan Biz! KACKARDER Ailesi olarak sorumlu değildir.
Yorumlar tamamen ekleyen kişiye aittir yöneticiler uygunsuz görürlerse silebilirler..
Re: TOPLUCA KÖYÜ SORUNLARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ (Skor: 0)
Kimden Ziyaretçi açık 09.07.2010 Saat: 13:39